6 Şubat 2022 Pazar

❝Belimize Bağlanmış Kuşak ❞

                                                               


Belimize bağlanmış kuşak     



      Nüfus bilimine göre sınıflandırılmış kuşakların olduğunu okuyoruz son zamanlarda ve bu kuşakların özellikleri günlük burç yorumları gibi dikkatimizi daha bir çeker oldu. 


1- 1925-1945: Sessiz Kuşak (Silent Generation) 

2- 1946-1964: Bebek Patlaması (Baby Boomer)

3- 1965-1979: X Kuşağı

4- 1980-1995: Y Kuşağı (Millennials)    

5- 1996-2020: Z Kuşağı

 

      Hangi nesilden olduğunuzu mutlaka bulmuş ve okumuş olduğunuzu düşünüyorum. 



           Ben, Sen, O, Biz, Siz, Onlar…


      Rüyaların yokuşlarında bayır aşağı bilyeleri yuvarlayan çocuklar çoktan gittiler…

El salladılar yarınlara, belki tüm güzelliklere, belki yağmurlara. Güzel oyunlar oynadılar, güzel sevdiler, güzel sevildiler. Çoğaldılar yalnızken, yalnızlıklarını çocuklaştırdılar, kendilerini alıştırdılar. Bakmadan yazdılar karalama defterlerine belki. Bakarak görememenin ihtimalinde astılar bazı anılarını. Acıdılar, acıtmadan… Kırıldılar, kırmadan.


    Y uşakları anlam ararken yaş buldular, birazını doğum yıllarına kattılar, birazını göz pınarlarına…Dünde kalırken büyüdülerde o yüzden pembe silgi kokusunu içine çekmenin huzurunu hiçbir yerde bulamadılar. Gözleri yollarda, yollar yarınlarındaydı…


    Umut; soğukların ayazında geç gelen, ama mutlaka gelen bir otobüs gibiydi onlar için. Hiç kaybetmediler ve hiç kaybetmek istemediler… Umutda karabatak gibi bir gözüktü, bir gözükmedi. Oradaydı ama hep. Kelimelerle dost olmaları, bazı isim tamlamalarını sevmemelerini göz ardı etti,  kıyak geçti. Geleceği bekleyip ondan umut ettiğini bulamamaları hayallerini içinde bulundukları kuşakla tehdit etmişti belki. Akşamları yattığında duvarda gördükleri gölgelerle oynadıkları oyunlar artık komik, eğlenceli  gelmiyordu ve daha korkunçlardı, karanlığa böyle alışmış olmaları hayallerine el konulmasındandı… Çalınan maddi olabilecek ya da olamayacak birikimlerini alacaklılar, borçlarını daha hayattan kendileri temin etmeden üstüne çullanmışlardı. Arafta kalmak eylemini destanlaştıracak bir kuşaktan bahsediyorum. Ruh mahkumlarından… İyi niyetini antidepresanlara kaptırmış ve maalesef vücut sağlığını sekiz saatte bir yutağından geçirmek üzere iç sonsuzluğuna uğurlayan hap denilen haramilere borçlu… Neresinden tutsa elinde kalmış bir çağ… Her şeyini sanal aleme kurban vermiş, ağlayan mektuplar ve hüzünlü sokak oyunları, ele avuca sığmayacak peçete koleksiyonları kalmış ellerinde. Adapte olmanın zorluğunu, yaşanan kayıpların boşluğunu, güldüklerinde bile gözlerinin nemli olmasını asla açıklayamayacak bir nesil olan  y  kuşağından bahsediyorum.  Gülerken ağlamanın nedenini hep bilen,  ama o nedeni açıklayacak sözcükleri yakalayamayan, o nedenle bazen geçtiği bir sokakta karşılaşan, bazen bir şarkıda denk gelen, bazen farklı bir şehirde, farklı bir yerde kahve içerken kokusunu alan; yani o nedeni somutlaştıramayan bir nesilden bahsediyorum. Bazı şeylerin sonuna, bazı şeylerin ilkine denk gelen bir nesilden bahsediyorum.


Denek olan.
Sona kalıp dona kalan.
Sofradan tam doymadan kalkan…


    Özgür ruhumuza gem vuramayan atmosferin, hidrosferin, litosferin, pirosferin ve bilimum galaksinin içinde debelenirken biz;  içimizdeki sonsuzlukta elimizde balonlarla koşturabileceğimiz dünyalara sahip olacağımızın farkına vardığımızda; tahtaya konuşanların değil, susanların isimlerini yazacağımız gün; elimizdeki gücün, düşümüzdeki gündüzün aydınlığında körler oluşturacağız. Cehaletin, altında yanan  ateşi  harlayacağız.


    Sahte olandan duyduğumuz rahatsızlığımızı dökeceğimiz denizler bulabilmemiz umuduyla…


28/12/20

22 Ocak 2022 Cumartesi

❝GİZLİ ÖZNE❞

 



GİZLİ ÖZNE

 


Ağzıma kadar sen doluyum bu gece, taştım taşıyorum…
Gidiyorsun.
Yıldız yağmuru var ellerinde, hoşçakal dedikçe dökülüyorlar önce gökyüzüme
Fincanıma düşüyorlar sonra birer birer,

Fal kapatıp seni bana çıkaracağım.


Yalnızlığıma kadar ses oluyorsun ve tüm kaybettiğim alışkanlıklarıma...
Alıştırıyorsun.
Şarkılar söylüyorsun nakaratı bol vedalı olanlardan
Notaları tellerime düşüyorlar birer birer,
Bir şarkı yazıp bana seni söyleteceğim.


Rüyalarımda koşturuyorum denizlerin üzerinde…
Batırıyorsun.
Rüzgarlar var saçlarımda, sen gittikçe dağılıyor tüm neşem saçlarımla beraber
Omuzlarımdan defterime dökülüyorlar birer birer,
Bir yaş daha alıp seni bir anıma daha katacağım.


Korkuyorum açtıkça kitapları, gizli öznesindesin, zincirlere vurulmuş isim tamlamasındasın ve birçoğunda… biliyorum…
Saklıyorsun.
Kelimeler düşman gibi bakıyorlar, batırıyorlar tüm anlamlarını ellerime
Sözlüğüme yenilerini ekleyeceğim birer  birer,
İlk yazım yanlışımda seni karalayacağım.

Koşuyorsun yarınlarına, ilk sağdaki durakta  herkesten vazgeçerek
Acımıyorsun.
Kuşlar seninle yarışmıyorlar artık, küstürüyorsun cihan-ı alemi kendine
Terkediyorsun, terkediliyorsun birer birer,
Son yalnız kalışımda bile seni aramayacağım.

06/12/2021 - 17:00


9 Haziran 2021 Çarşamba

❝Aferinin Peşinden❞

     Birkaç gündür sadece bakarak ve dinleyerek şahit olduğum, doğduğumdan beri de içinde yüzdüğüm bir huzursuzluk içinde benim odam, benim dünyam... Motoru bozulmuş, kürekleri kaybolmuş bir sandal gibi, akıntıda... Ottan sebeplerden ötürü oluyor bazen yükselen sesler, bazen bir eşyayı kendince olan düzenine uygun yere koymadığın için kötüleşiyor bakışlar...
     Bazı kızlar çok güçlü oluyor ERKEK gibi diye tabir edilen türden hani, erkekler çok güçlüymüş, çok korkusuzmuş, çok akıllıymış gibi sanki; olması gereken desteği görmüyorlar, kızlar güçlü olmak zorunda bırakılıyor. Alkış alıyor tabi öyle olunca, aferin alıyor, belki de sıcak bir sırt sıvazlaması ve bunları gördükçe mutlu oluyor. Bu kızlar diyemiyorlar ki ; "bende varım arkadaş!, benim de şu konudaki fikrim şudur!" diye, bu kızların herhangi bir konuda fikirleri hayırsa "hayır" diyemiyorlar; fikri her ne olursa olsun, karşı tarafı onayladığı sürece "varım, onların arasındayım" diye düşünüyorlar. Bir çocuğu ailesi düzgün sevmeyince kimse düzgün sevmiyor, üstün körü, yalapşap, basit değerde oluyorlar,
 işçiliği olan altın gibi bozdurunca değer kaybeden, zaten işi de düşmeyince kimse onu tercih etmiyor... Değer vererek hayatına almıyor.
Hayat nasıl bir lağım aslında onlar için bir bilseniz. Fırsat eşitsizliğini en iyi onlar biliyor, kendi fırsatlarını yaratabilenler çok şanslı addediyor kendini. Çok cümleleri oluyor söylemek için ama genelde en sona saklanıyor onların cümleleri. Tüm gelişim kitaplarını okumuş, düzeltmeye çalıştıkları bozuk kişilikler onların kamburu olmuş, tüm başarı hikayelerini pür dikkat dinlemiş, uykusuz kalarak çabaladıkları şeyler onların ellerinden alınmış oluyor genelde. Maddeden ibaret değil hayatı bunu göremiyorlar. Belli kalıba girmek istemiyorlar, girince de zaten oraya ait olmadıkları o kadar belli oluyor ki. Hiç anlamıyorlar. Bu çocuklar bir aferin peşinden koşuyorlar.

26 Mayıs 2021 Çarşamba

❝Kolay değil ki❞

 Sonra mı...

Her şey sizin istediğiniz gibi olsun, dünya sizin etrafınızda dönsün bencilliklerinizle beraber. Alkış tutsunlar kendinize dair yaptığınız her şey için, megalomanlıkta zirveyi gördüğünüz günü cumhuriyetiniz ilan edin bir de. Evet yapın lütfen. Güneş sizin için doğdu, yapraklar sizin için savruluyor. Aç bir çocuğu, üşümüş bir hayvanı, çalışamayan babayı, süt veremeyen anneyi görmeyin, geçin gidin yanlarından.

Fotoğraflar lekeleniyor büyümeyi reddedenler için... Sonra adaletsizlikleri görüyor, tadıyor, tattırıyor tüm ruhlar. Bakışlar değişiyor... İyiyi yitirebiliyor bazen insan. Fotoğrafçı ne kadar rötuş atsa da kapatamıyor, Kaz ayaklarını oluşturan hayat ikaz ayaklarına yatıyor. Yoruyor. Yoğuruyor. Acı katıyor, tatlı katıyor, ortaya karışık bir can, yalnız, sürekli sabah doğup gece ölen. Kolay değil insan kalmak, insan olmak, insan ölmek.

28 Aralık 2020 Pazartesi

❝Savruluyoruz bu yüzyılda❞

 Savruluyoruz bu yüzyılda...

         Hayal ettiklerimizi yaşayamadan, düşünce uçurumlarından düşerek, kırılarak gerçekten bir yaprak gibi oradan oraya savruluyoruz. Güldüğümüz gün kârımız, hüzünlenmediğimiz günü şanslı günümüz addediyoruz. Somut başarılarla etiketliyor insanlar birbirlerini, maneviyat kitaplar arasına bazı insanlar tarafından sıkıştırılmış, özenle korunan bir anı gibi... Bazı pencereler gördüm ben bu yüzyılda, yapay çiçeklerle süslenmiş, bir iki gün sonra unutulacak şarkılarla donatılmış, düzenbaz kahkahaların içinde dolaştığı, çıkarcılıkların kol gezdiği pencerelerdi. İnsanlığın içinde can çekiştiği bedenler, o güzelim tiyatro sanatının hayatın her gün her an her alanında izlediğimiz günleriydi bu günler. 

         Ailemizin gençlik/çocukluk yıllarını yaşadıkları '80 dönemlerinde serzenişte bulunarak anlattıkları yağ kuyruklarını, tüp kuyruklarını, zor diye nitelendirdikleri seneleri, insanların birbirlerine sahip çıktıkları o güzel yıllar... Şimdi o günleri özlediklerini söylerler sık sık. "Seksenler" dizisini izlerken annemin gözleri dolar. Bir "Ah" çeker... (onu kelimelerle anlatabilmemin imkanı yok.)

        Yaprak gibi olan ademoğlunun şu yüzyılda güvenebileceği, sığınabileceği, yaslanabileceği biri ile karşılaşması seksenlerde evinde yasaklı kitapları saklamak kadar zor bir şeydi. Benim gördüğüm buydu bu zamanda. Gelecek adına yapmamız gerekenleri yapamıyoruz, yarın bize göz kırpmıyor ki yarına gidelim.

        Her şey geçtiğinde yerli yerine yerleştiğinde, huzuru bulabilir miyiz ? Yoksa başka şeyler için mi endişeleniriz acaba ? Ademoğlu bulur mu kendine yeni bir savaş?, Yeni dertler edinir mi ?, Yeniden kalp kırar mı ? 


        Toprağın bize yapmadıklarını bir bir yapıyoruz topraktan gelenlere, hiç gitmeyecek gibi yaşayanlara bir şey yazmak isterim bir de okumalarını isterim: GİDECEKSİNİZ ! 

3 Eylül 2020 Perşembe

❝MANDOLİN❞

 Zor tuttum cümleleri sana geliyorlar,

Canını sıkacaklar belli.

Hor gördüm güneşli günleri

Canımı yoracaklar belli.

Sade kahve, tuzlu sular

Bir şiir kitabı, Bir mandolin 

Neler içer, neler okur, neler söylerim 

Beni sana getirecek

Seni bana yazdıracak

Bizi bize bırakmayan alem

Gün gelecek bizi okuyacak.

10 Ağustos 2020 Pazartesi

❝Sanma❞

Gitmeyi zafer saydın, 

Gömmeyi zamana anıları 

Bitmeyi ölüm gibi..

Yeşermeyen çiçekleri bir bir kopardın attın


Uzun yollar bana gelmez

Bir cesaret gidersem


Bir şansa ihtiyacım yok, 

Böyle bir sana muhtaç değilim

Sanma zor, Sanma kor, 

Alev alev yansa, üşür yüreğim.


Uzun yollar sana gelmez

Bir cesaret gidersen 


Bir şansa ihtiyacın var 

Hayatın ahından kurtulman için

Sanma zor, sanma kor

İçin gülsen ağlar yüreğin.