Birkaç gündür sadece bakarak ve dinleyerek şahit olduğum, doğduğumdan beri de içinde yüzdüğüm bir huzursuzluk içinde benim odam, benim dünyam... Motoru bozulmuş, kürekleri kaybolmuş bir sandal gibi, akıntıda... Ottan sebeplerden ötürü oluyor bazen yükselen sesler, bazen bir eşyayı kendince olan düzenine uygun yere koymadığın için kötüleşiyor bakışlar...
Bazı kızlar çok güçlü oluyor ERKEK gibi diye tabir edilen türden hani, erkekler çok güçlüymüş, çok korkusuzmuş, çok akıllıymış gibi sanki; olması gereken desteği görmüyorlar, kızlar güçlü olmak zorunda bırakılıyor. Alkış alıyor tabi öyle olunca, aferin alıyor, belki de sıcak bir sırt sıvazlaması ve bunları gördükçe mutlu oluyor. Bu kızlar diyemiyorlar ki ; "bende varım arkadaş!, benim de şu konudaki fikrim şudur!" diye, bu kızların herhangi bir konuda fikirleri hayırsa "hayır" diyemiyorlar; fikri her ne olursa olsun, karşı tarafı onayladığı sürece "varım, onların arasındayım" diye düşünüyorlar. Bir çocuğu ailesi düzgün sevmeyince kimse düzgün sevmiyor, üstün körü, yalapşap, basit değerde oluyorlar, işçiliği olan altın gibi bozdurunca değer kaybeden, zaten işi de düşmeyince kimse onu tercih etmiyor... Değer vererek hayatına almıyor.
Hayat nasıl bir lağım aslında onlar için bir bilseniz. Fırsat eşitsizliğini en iyi onlar biliyor, kendi fırsatlarını yaratabilenler çok şanslı addediyor kendini. Çok cümleleri oluyor söylemek için ama genelde en sona saklanıyor onların cümleleri. Tüm gelişim kitaplarını okumuş, düzeltmeye çalıştıkları bozuk kişilikler onların kamburu olmuş, tüm başarı hikayelerini pür dikkat dinlemiş, uykusuz kalarak çabaladıkları şeyler onların ellerinden alınmış oluyor genelde. Maddeden ibaret değil hayatı bunu göremiyorlar. Belli kalıba girmek istemiyorlar, girince de zaten oraya ait olmadıkları o kadar belli oluyor ki. Hiç anlamıyorlar. Bu çocuklar bir aferin peşinden koşuyorlar.