17 Haziran 2015 Çarşamba

❝ ya sonra; ❞

ya sonra;
kelimeler anlamını yitirdikçe, değerler gittikçe, bittikçe
ne anlatacağız  birbirimize?
tükettikten sonra;
aynı şehirde dünyanın bir ucundaymış gibi davranmak 
yıllar sonra göz göze gelip tebessümlerimizden çalmak
ağzımızdan çıkacak bir kelimeye ihtiyaç duymak,
şarkılarımızı başka birileri için söylemek 
ne kadar güzel olabilir ki !
başka sözler de yaratılsa 
başka şarkılar da yazılsa 
olmaz ! 
ne sen olursun ne de ben...

10 Mayıs 2015 Pazar

❝siyah❞

bir ucunda sen acıların bir ucunda ben 
ikimizde kaç kere düştük
sokağımıza sapmış tüm düş kırıklıkları
düştüğü yeri yakan ateşlerin üzerinden atlarken
birbirimizi görememişiz...
kuşlar konmazken penceremizin kenarlarına
onlara bir avuç pirinç koymayı ihmal etmişiz.
kendimizi ettiğimiz gibi.
sardunyalar susuzluktan kururken cam önlerinde
ne kadar da onlara benzemişiz.
kendimizi bir yudum aşktan mahrum bırakmışız .

dualarımızda mıyız acaba şimdi
zira birbirimizsiz olduğumuz kesin.
göklere giden binlerce söz gibiyiz evrende
heba olmuş sanki zaman gözümüzün önünde.
siyah boya ile duvara yazdığımız baş harflerimiz
sanki yazımızı da karalara dönüştürüvermiş .
düşlerden bir fırça ile dokun adıma 
dilediğin renge boya siyah dışında.

4 Mayıs 2015 Pazartesi

❝şarkılarda ki bekleyen oldum❞

içimdeki gökyüzünün en ucuna dokundun
elini çekince yağmurlar başladı gözlerimde 

kalbimdeki çukurun dibini buldun
orada hapsoldun gözümden düşünce 

ellerimin çizgilerini yol yaptın da sanki gittin geldin avucumda
dualarımdan çıkardım seni rüyalarımdan gidince 

hayallerim deniz gibiydi bir gemi gibi sense üstünde 
su almaya başlayınca ilk terk eden sen oldun.

kağıt oldum kalem oldun, yazdın durdun
tükenene kadar bekledim sabırla

yaprak oldun, ağaç oldum yazları geldin son baharları gittin
üşüttün yokluğunla, üstümü karlarla örttüm

gözümü kapadım, toprak ana kucakladı
şarkılarda ki bekleyen oldum.

1 Mayıs 2015 Cuma

❝insanlık bende kalsın❞

ben insanlardan bir anda soğumanın ne demek olduğunu yine onlardan öğrendim.
hatalardan ders çıkarmayı değil, içim soğusun diye intikam almayı,
iyi olmanın her zaman kar etmediği yalan, dolan, oyun dolu saçma dünyayı önemsememeyi,
dost kavramının aslında olmadığını,
fırsatını bulduğu zaman hemen satıldığımı,
yüzüme ne kadar gülünse bir o kadar kuyumun kazıldığını,
benliğimi kocaman bir kazana koyup akıllarına geldiğim zaman ateşe odun verdiklerini,
dişlerimi, ellerimi, kalbimi sıkarak ağlamamayı, mecburen güçlü olmayı,
yalan konuşmayı, bazen kanatmayı, çoğu zaman kaçmayı,
ellerimi göğe açtığım zaman, kendimle baş başa kaldığım zaman yalnızlığımı,
tercihim değilken, iğne atsan yere düşmeyecek yerlerde yalnız olmayı,
aklımın, ruhumun kötü olmaya her daim hazır olmasını,
insan olmanın bunu gerektirdiğini yine insanlardan öğrendim.
teşekkür de etmezdim ama...
teşekkürler!
insanlık bende kalsın!

27 Nisan 2015 Pazartesi

❝söyleyin❞

iliklerime kadar yalnızlığı hissettiğim bir anda karşılaşmak gölgenle;
işte her hangi bir tarife mümkünat vermeyen durum.
içimde karanlıklar reveransla karşılarken aşkı
bembeyaz çığlıklar atarak uyanmaktayım yeni güne.
düşlerimde düşerek kanıyorsa dizlerim
bilinç altıma tecavüzünden vuku bulur absürt dizelerim.
gözlerin cehennemin çukurlarından biri gibi kavuruyorsa beni
yalan söylemelere, çalmalara doyamam kalmak için bir saniye bile.
bilmeden, kaidesiz yazmalarım en iyi şairlerin kemiklerini sızlatıyorsa
şöyle söyleyeyim; bildiğim tek şey sensin.
ve söyleyin onlara, yazdıkları yüzünden aşkı ben böyle sevdim.

21 Nisan 2015 Salı

❝sorup yormak❞

sonsuzluğun uğursuz asfaltında gitmiyor muyuz
Aşık Veysel' in dediği gibi "- gündüz gece"...
yolumuza çıkanlar da kalmıyor mu her bir tanesi ardımızda?
kaderimiz bizi bıçaklamıyor mu her saniye sırtımızdan?
yalanlarla dolu dünyamız, dürüstlük gece yatmadan önce sildiğimiz makyajımız
tebessümü zımbayla tutturmuyor muyuz her yeni güne?
kanla karışmıyor mu sanki tüm mutluluklar?
sorular soran beş yaşındaki çocukları dövmek istemiyor muyuz?
ellerimiz her gidenin ardından sallansa da üzgünce sonrasında alkışlamıyor mu onları ?
zaman her dakika üstümüzde altmış kere tepinmiyor mu ?
peki aşk ?
o neyin peşinde, kalbimizin mi? şefkatimizin mi? yoksa gururumuzun mu?